Edo, bir yaz gecesi. Bir samuray konağının arka odasında yüz fitil yanıyor.
Odadakiler halka olmuş oturuyor. Biri az önce hikâyesini bitirdi: bir dağ geçidinde karşılaşılan, yüzü olmayan bir yolcu. Anlatıcı ayağa kalkıyor, fitillerden birine eğiliyor ve üflüyor. Oda bir nefes daha kararıyor.
Doksan dokuz alev kaldı. Odadaki herkes oyunun kuralını biliyor: Yüzüncüsü söndüğünde karanlıkta bir şey belirebilir.
一Oyunun kuralları: 百hyaku hikâye, yüz alev
Bu oyunun adı hyakumonogatari kaidankai. Kabaca "yüz hikâyelik doğaüstü anlatı toplantısı" diye çevrilebilir. Kural basit: Katılımcılar sırayla hayalet ve doğaüstü hikâyeleri anlatır, her hikâyenin sonunda bir mum ya da kâğıt fener söndürülür. Hikâyeler ilerledikçe oda kararır, gerilim adım adım yükselir.
Daha ayrıntılı bir varyantı da kayıtlara geçmiş. Üç bitişik oda kullanılır: En uçtaki odada doksan dokuz fener yakılır ve bir masaya küçük bir ayna konur. Konuklar öbür uçtaki odada toplanır.
Her hikâyeden sonra anlatıcı tek başına kalkar, boş orta odadan geçip fener odasına gider, bir alevi söndürür, aynada kendi yüzüne bakar ve geri döner. Karanlık büyüdükçe o kısa yolculuk giderek zorlaşır.
Bazı anlatımlarda fenerler mavi kâğıtla kaplanır; odanın soğuk, mavimsi bir ışıkla dolması istenir. Yōkai resim kitaplarına sonradan giren aoandon, yani "mavi fener" adlı ruhun bu oyundan doğduğu yorumu yapılır; yüzüncü alev söndüğünde belirdiğine inanılan varlık odur.
Peki oyun gerçekten yüzüncü hikâyeye kadar oynanır mıydı? Edo dönemi anlatımlarına bakılırsa çoğu zaman hayır. Doksan dokuzda durmak yaygın bir tedbirdi. Oyuncular ürpertiyi davet etmeye hazırdı; yüzüncü alevle gelecek misafiri ise kimse çağırmak istemiyordu.
二Cesaret sınavından salon oyununa
Oyunun bilinen en eski yazılı kayıtlarından biri 1660 tarihli Tonoigusa derlemesidir. Ogita Ansei'nin kaleme aldığı bu kaidan derlemesinde genç samuraylar, cesaretlerini sınamak için karanlıkta hikâye anlatıp alev söndürürler. Başlangıçta bu bir eğlence değil, bir tür yürek terazisidir: Korkuya rağmen ayağa kalkıp o karanlık odaya tek başına yürüyebiliyor musun?
Ama Edo'nun uzun barış yüzyılları oyunu dönüştürdü. Savaşacak cephesi kalmayan bir toplumda cesaret sınavı, mahalleye inen bir salon eğlencesine evrildi. 1666'da Asai Ryōi'nin Otogi Bōko'su, 1677'de Shokoku Hyakumonogatari gibi hikâye derlemeleri basıldı; matbaanın ucuzlattığı bu kaidan kitapları oyuna taze malzeme taşıdı. Samuray konağından tüccar evine, hikâye halkası sınıf ayrımı tanımadan yayıldı.
Hikâyelerin kendisi de değişti. Savaş meydanı hayaletlerinin yerini gündelik hayatın içinden çıkan anlatılar aldı: haksızlığa uğrayıp kuyuya atılan hizmetçi kız, ihanete uğrayan eş, sözünde durulmayan ölü. Kaidan'ın kalıcı formülü burada şekillendi. Korkutan şey canavar değil, yarım kalmış bir adalet duygusudur.
三Neden yaz? Ürpertiyle serinlemek
Batı'da hayalet mevsimi sonbahardır; Cadılar Bayramı ekimde kutlanır. Japonya'da ise korkunun takvimi ters işler. Hayalet hikâyeleri yaza aittir. Bunun iki nedeni var ve ikisi de Edo döneminin gündelik hayatına uzanır.
Birincisi inançla ilgili. Ağustos ortasındaki Obon döneminde, Tokyo dahil bazı bölgelerde ise temmuzda, ataların ruhlarının bu dünyaya döndüğüne inanılır. Aileler ruhları karşılamak için mukaebi denen karşılama ateşi yakar, dönem bitince okuribi ateşiyle uğurlar. Ölülerle yaşayanların arasındaki perdenin inceldiği bu haftalarda hayalet anlatmak, mevsimin ruhuyla uyumludur.
İkincisi çok daha dünyevi: sıcak. Klimadan yüzyıllar önce, Edo'nun nemli ve bunaltıcı yazında insanlar serinlemenin her yolunu deniyordu. Akşam serinliğinde oturmanın adı bile vardı: suzumi. Ve korkunun verdiği o ani ürperti, sırttan aşağı inen soğukluk, bir tür bedava serinlik sayılıyordu. Hayalet hikâyesi, yelpazeyle aynı işi gören bir yaz aracıydı.
四Sahneden beyaz perdeye
Kaidan bir salon oyununda kalmadı; Edo'nun en büyük sahnesine çıktı. 1825 yazında Tsuruya Nanboku'nun yazdığı Tōkaidō Yotsuya Kaidan kabuki oyunu Edo'da sahnelendi. Kocası tarafından zehirlenen ve yüzü tanınmaz hale gelen Oiwa'nın intikam hikâyesi, Japon korku anlatısının en güçlü imgelerinden birini yarattı. İlk sahnelenişinde oyun, Kırk Yedi Rōnin'in hikâyesini anlatan Kanadehon Chūshingura ile birlikte, iki anlatı iç içe geçirilerek oynandı. Sadakat destanı ile hayalet masalı aynı sahneyi paylaştı.
Oiwa'nın etkisi sahneden taştı. Bugün bile geleneğe göre oyuncular Yotsuya Kaidan'ı sahnelemeden önce Tokyo'daki Oiwa tapınağını ziyaret edip saygılarını sunar; aksi halde başlarına uğursuzluk geleceği anlatılır. Rivayet ile kayıt burada iç içedir ama gelenek bugün de sürer.
1830'ların başında Hokusai, Hyaku Monogatari adlı bir baskı serisinde bu hikâyelerin en ünlülerini resmetti: fenere dönüşen Oiwa, kuyudan yükselen tabak sayıcısı Okiku. Seri adını doğrudan yüz hikâye oyunundan alır. 1904'te Yunanistan doğumlu yazar Lafcadio Hearn, Japonya'da derlediği hikâyeleri Kwaidan adıyla İngilizce yayımladı ve bu gelenek dünyaya açıldı. 1964 yapımı aynı adlı film ise Cannes'da Jüri Özel Ödülü aldı. Bugün J-horror diye bilinen sinema dalgasının köklerini biraz kazıyınca, altından hep aynı beyaz kimonolu figür çıkar: yūrei, yarım kalmış işi olan ruh.
五Yüzüncü mum bugün de yanıyor
Gelenek bugün biçim değiştirerek yaşıyor. Yaz aylarında televizyon kanalları korku programları yayınlar, yaz gecelerinde parklarda ve eğlence mekânlarında obakeyashiki denen korku evleri kurulur, okul çağındaki çocuklar kimodameshi denen cesaret sınavında karanlık bir parkuru tek başına ya da ikişerli yürür. Mumların yerini projektörler aldı ama mantık aynı: Yaz, korkuyla serinleme mevsimidir.
Hyakumonogatari'nin kendisi de unutulmadı. Korku yazarları ve meraklılar hâlâ yüz hikâyelik anlatı geceleri düzenliyor; internette bu format, kamera karşısında anlatılan kaidan serilerine dönüştü. Üç yüz altmış yıl önce bir samuray konağında oynanan oyun, bugün bir canlı yayında sürüyor.
Geriye o soru kalıyor. Yüzüncü mum söndüğünde gerçekten bir şey belirir mi? Edo'nun hikâye anlatıcıları cevabı biliyorlardı; bu yüzden doksan dokuzda duruyorlardı. Belirsizlik, kaidan'ın asıl gücüdür. Görünen hayalet unutulur; görünmesine ramak kalan hayalet üç yüz yıl anlatılır.
Bu yazıdaki kelimelerin kendisi de birer küçük hikâye. 怪kai談, "tekinsiz" ile "anlatı"nın birleşimidir; 幽yū霊, yani hayalet, kelime kökeninde "silik ruh" diye yorumlanır. Bu karakterlerin katmanlarını Kanji Nanji'de tek tek açabilir, 霊rei gibi karakterlerin hangi kelimelerde yaşadığını görebilirsin. Japonya'nın hikâyelerini kaynağından okumak istersen ücretsiz bir hesapla başlayabilirsin; karanlıkta mum söndürmek yok, söz veriyorum.
Sık sorulan sorular
Hyakumonogatari kaidankai nedir?
Edo döneminde yaygınlaşan bir hikâye oyunudur. Katılımcılar yüz mum ya da fener yakar, sırayla hayalet hikâyeleri anlatır ve her hikâyenin sonunda bir alev söndürülür. Yüzüncü alev söndüğünde karanlıkta doğaüstü bir varlığın belirebileceğine inanılırdı; bu yüzden oyun çoğu zaman doksan dokuzda bırakılırdı.
Japonya'da hayalet hikâyeleri neden yazın anlatılır?
İki nedenle. Ağustos ortasındaki Obon döneminde ataların ruhlarının dünyaya döndüğüne inanılır; hayalet anlatıları bu mevsimin ruhuyla örtüşür. İkinci neden daha dünyevidir: Klimadan önceki yüzyıllarda korkunun verdiği ürperti, bunaltıcı yaz sıcağında bir serinleme yöntemi sayılıyordu.
Kaidan kelimesi ne anlama gelir?
Kaidan (怪談), "gizemli, tekinsiz" anlamındaki 怪 ile "konuşma, anlatı" anlamındaki 談 karakterlerinden oluşur; hayalet ve doğaüstü hikâyeleri için kullanılan geleneksel terimdir. Lafcadio Hearn'ün 1904 tarihli Kwaidan derlemesiyle Batı'da da tanınmıştır.
Kanji Nanji'de kanji, kelime, dilbilgisi ve JLPT hazırlığı tek yerde, Türkçe. Mochi seninle 15 dakikada başlatıyor.
Ücretsiz başla →Kaan Demir, Sengoku savaşlarından Meiji modernleşmesine Japon tarihini ve Şinto efsanelerini yazıyor. Bir savaşı kim kazandı diye değil, o günkü kararın bugünün Japonya'sını nasıl kurduğu üzerinden okur.