Ateş dağa yazılabilir. Gozan no Okuribi yazısında gördük: Kyoto her 16 Ağustos gecesi dağ yamaçlarına dev karakterler yakarak ölülerini uğurlar. Ateş orada kalır, yarım saat boyunca yanar, sonra söner. İzleyenler nerede duracağını bilir, ateş nereye düşeceğini.
Ama su öyle değildir. Suya bir şey bıraktığında kontrol biter. Akıntı onu nereye götüreceğine karar verir, sen sadece izlersin. Japonya'nın bir başka Obon ritüeli, tam da bu kontrolsüzlüğün üzerine kuruludur: tōrō nagashi, fener akıtma.
一Bir fener, bir isim, bir nehir
Ritüelin mekaniği basittir. Küçük bir kâğıt ya da tahta fener alırsın. İçine bir mum yerleştirilir. Fenerin yüzeyine bir isim yazabilirsin, bir dua, sessiz bir teşekkür. Sonra onu suyun kıyısına götürür ve bırakırsın.
Fener akıntıya kapılır. Mum bir süre titrer. Kıyıdan bakınca, önce yüzlerce küçük ışık suyun üzerinde yavaşça ilerler, sonra akıntı onları birbirinden ayırır, sonra bazıları söner, sonra hepsi karanlığa karışır.
Bu kadar. Gösteri yok, sahne yok, alkış yok. Bir bırakma eylemi ve onun ardından gelen sessizlik.
Kelimenin kendisi de aynı sadeliği taşır. 灯tō ve 籠 (sepet, kafes) birlikte "fener" anlamına gelir. 流naga(su) ise akan şeylerin fiilidir: su akar, zaman akar, fener akıtılır. Tōrō nagashi, yani feneri akıntıya bırakmak.
二Okuribi'nin suya düşen hâli
Tōrō nagashi, Obon'un kapanış ritüellerinden biridir. Obon boyunca eve döndüğüne inanılan ataların ruhları, dönemin sonunda tekrar öte dünyaya yolcu edilir. Bu uğurlamanın genel adı okuribi, uğurlama ateşidir: kapı önünde küçük bir ateş yakılır, ruhun geri dönüş yolunu bulması için.
Dağdaki dev ateşler bu jestin büyütülmüş hâlidir. Fener akıtma ise aynı jestin suya taşınmış biçimi. İkisi de ışıkla çalışır, ikisi de uğurlar. Ama aralarında temel bir fark vardır.
Dağdaki ateş sabit kalır. Yakılan karakter dağın yamacında durur, izleyenler ona bakar, ateş söndüğünde dağ hâlâ oradadır. Suyun üzerindeki fener ise gider. Akıntı onu alır ve gerçekten götürür. Gözden kaybolur.
Bu fark, ritüelin duygusal tonunu belirler. Okuribi bir topluluk eylemidir; koca bir şehir birlikte bakar, birlikte veda eder. Tōrō nagashi daha bireyseldir. Feneri suya bırakan kişi kendi ismini, kendi kaybını, kendi sessiz mesajını bırakır. Etrafında yüzlerce başka fener olabilir, ama her biri tek başına gider.
三Üç nehir, üç hafıza
Tōrō nagashi Japonya'nın pek çok yerinde yapılır, ama üç seremoni özellikle iz bırakmıştır.
Hiroshima, 6 Ağustos. Barış Anıt Parkı'nın önündeki Motoyasu Nehri'ne her yıl yaklaşık on bin fener bırakılır. Tarih, 1945 bombardımanının yıl dönümüdür. Seremoni 1947'de başladı; Obon'dan bir hafta önceye denk gelir, ama burada uğurlanan yalnızca atalar değildir. Fenerlerin üzerine yazılan isimler arasında hiç tanınmayan, kimliği belirlenememiş kurbanlar da vardır. Nehir, kentin tam ortasından, bombanın düştüğü noktanın birkaç yüz metre ötesinden geçer.
Asakusa, 15 Ağustos. Tokyo'nun Sumida Nehri'nde yaklaşık iki bin beş yüz fener akıtılır. Bu seremoninin kökeni 1923 Büyük Kantō Depremi'ne uzanır; depremde ve ardından çıkan yangınlarda hayatını kaybedenlerin anısı da fenerlerin arasındadır. Azuma Köprüsü ile Kototoi Köprüsü arasındaki nehir kıyısına sıralanan insanlar, fenerleri eğimli bir rampadan suya bırakır.
Arashiyama, 16 Ağustos. Kyoto'nun batısında, Katsura Nehri üzerinde yapılır. Aynı gece, şehrin doğusundaki dağlarda Gozan no Okuribi ateşleri yanar. İki ritüel aynı anda, aynı şehirde, biri suyla öteki ateşle: Kyoto'nun Obon vedası çift kanatlıdır. Arashiyama seremonisi 1949'da başladı; savaşta kaybedilenlerin anısına.
Üç seremoninin ortak noktası dikkat çekicidir: üçü de savaş sonrası başlamıştır. Tōrō nagashi'nin Obon geleneği olarak Edo dönemine uzanan kökleri var, ama büyük ölçekli kamusal seremoni hâline gelmesi yirminci yüzyılın ortasına aittir. Bir ülkenin toplu yasını taşıyacak bir biçim araması ve onu suda bulması.
四Su ve bırakma
Mono no aware yazısında bir fikrin izini sürmüştük: güzelliğin geçicilikten ayrılamayacağı. Kiraz çiçeği güzeldir çünkü düşer; an değerlidir çünkü biter. Tōrō nagashi bu fikrin ritüel hâlidir, tıpkı okuribi gibi. Ama suyun ateşten bir farkı daha var.
Ateş bir şeyi yok eder. Odun yanar, kül olur, biter. Su ise bir şeyi yok etmez, taşır. Fener suya bırakıldığında yok olmaz, uzaklaşır. Gözden kaybolur ama bir yerlerde hâlâ vardır. En azından bir süre daha.
Bu ince ayrım, ritüelin anlamını şekillendirir. Ateşe veda etmek başka şeydir: verdiğin şey yanar, geri dönüşü yoktur. Suya veda etmek başka: bıraktığın şey gider ama sen onun hâlâ bir yerlerde süzüldüğünü düşünebilirsin.
Yūgen yazısında ele aldığımız kavram burada da karşımıza çıkar: görünenin ardındaki, sözle ulaşılamayan derinlik. Fenerin ışığı bir süre görünür, sonra akıntı onu karanlığa taşır. Ama karanlığa karıştığı an ışık bitmiş midir, yoksa sadece senin göremediğin bir yere mi gitmiştir?
Ritüel bu soruya cevap vermez. Sadece bırakmanın kendisine bir biçim sunar.
五Suyun kıyısında durmak
Tōrō nagashi'ye katılmak için özel bir hazırlık gerekmez. Seremoni alanlarında fener satılır; fiyat genellikle bin ile iki bin yen arasındadır. Fenerin yüzeyine bir isim ya da birkaç kelime yazarsın. Sonra suyun kıyısına inersin.
Bırakma anı çoğunlukla sessizdir. Etrafında aynı şeyi yapan yüzlerce kişi vardır ama herkes kendi fenerine bakar. Bazıları ellerini birleştirip kısa bir dua eder, bazıları sadece izler.
Sonra fenerler akmaya başlar ve nehir bir anda dönüşür. Yüzlerce küçük ışık karanlık suyun üzerinde yavaşça süzülür; uzaktan bakınca bir nehir değil, hareket eden bir yıldız haritası gibi görünür. Her ışık farklı hızda ilerler, bazıları birbirine yaklaşır, bazıları ayrılır, bazıları kıyıya toslar ve bir süre orada döner.
Mum bir süre sonra söner ya da su fenerin kâğıdını ıslatır ve fener ağırlaşarak batar. Her şey geçicidir. Bir saat sonra nehir yine karanlıktır.
六Bırakmanın biçimi
Japoncada "bırakmak" için kullanılan fiillerden biri 手放す'tur: "elden bırakmak", "salıvermek". Ama tōrō nagashi'deki bırakma eylemi daha çok 流naga(su) fiiline yakındır. Akıtmak, bilinçli bir bırakmadır: tutmayı bırakırsın ama akıntının ne yapacağına karışmazsın.
Bu ayrım, belki de ritüelin en derin katmanıdır. Tōrō nagashi ne unutmaktır ne de tutmak. Hatırlamak ama elde tutmamaktır. Fenerin üzerine yazdığın isim hâlâ oradadır, ama artık senin elinde değildir. Onu suya, geceye, akıntının bilgeliğine emanet edersin.
Bu yazıyı okuduğun günlerde, Japonya'nın nehirleri ve kıyıları yine fenerlerle dolacak. Yüzyıllardır süregelen bir gelenek, her ağustosta yeniden, kâğıt ve mum ve suyla aynı soruyu soracak: bırakabilir misin?
Fenerin üzerindeki karakterlerle küçük bir bağ kurmak istersen: 灯tō kanjisi, ateşin ve aydınlığın izini taşır. Katmanlarını Kanji Nanji'de keşfedebilirsin. Japoncaya yeni başlıyorsan, ücretsiz bir hesapla bu ve yüzlerce başka karakteri kendi hızında öğrenebilirsin. Bir gün, bir ağustos gecesi, fenerin üzerine kendi elinle bir şeyler yazarsın.
Kanji Nanji'de kanji, kelime, dilbilgisi ve JLPT hazırlığı tek yerde, Türkçe. Mochi seninle 15 dakikada başlatıyor.
Ücretsiz başla →Deniz Öztürk, tatemae ile honne'den sumimasen'in görünmez gramerine Japon kültürünü dille birlikte yazıyor. Bir kelimeyi sözlük karşılığıyla değil, hangi sahnede nasıl kullanıldığıyla anlatmayı seçer.
[email protected]