1 Eylül 1923, Cumartesi, saat 11.58. Tokyo öğle yemeğine hazırlanıyor. Şehrin dört bir yanında kömür ocakları yanıyor, tencereler ateşin üstünde duruyor.
Sonra yer sarsılıyor.
Merkez üssü Tokyo'nun güneybatısında, Sagami Körfezi'nin kuzeybatı ucunda. Japonya Meteoroloji Ajansı'nın kaydında depremin büyüklüğü 7,9, derinliği 23 kilometre olarak geçiyor.
Sarsıntı tek bir depremle de bitmedi. Aynı ajansın kaydına göre ana sarsıntının ardından geçen yirmi dört saat içinde büyüklüğü 7'yi aşan iki deprem daha oldu.
Bu kadarı tek başına da yıkıcıydı. Ama Tokyo'da ölenlerin çoğunu deprem öldürmedi.
一Ölümlerin Yüzde Seksen Yedisi Ateşten
Bugün kabul gören hesaba göre 105.385 kişi öldü ya da kayboldu. Rakam, iki Japon deprem mühendisinin 2004'te yayımladığı yeniden hesaplamadan geliyor. Ulusal Gözlemevi'nin çıkardığı bilim yıllığı Rika Nenpyō'da 2006 baskısına kadar 142 binin üzerinde bir sayı yazıyordu.
Ölüm nedenleri tek tek kayda geçmedi; bugünkü dağılım, yapı hasarıyla can kaybı arasındaki ilişkiden hesaplanıyor. Buna göre 91.781 kişi yangında can verdi, 11.086 kişi yıkılan yapının altında kaldı. Oran açık: Ölümlerin yaklaşık yüzde seksen yedisi ateşten.
Zamanlama bundan kötü olamazdı. Saat 11.58, Japonya'da öğle yemeğinin pişirildiği dakikaydı.
Sarsıntı başladığında şehrin dört bir yanında ocaklar yanıyordu. Tokyo şehrinde toplam 134 noktada yangın çıktı; 57'si hemen söndürüldü, kalan 77'si yayılmaya başladı.
Tokyo o yıllarda büyük ölçüde ahşaptı. Bitişik evler, dar sokaklar, kâğıt bölmeler. Alevin bir mahalleden diğerine geçmesi için hiçbir engel yoktu.
Üstüne rüzgâr eklendi. O gün Japon Denizi'nde zayıf bir tayfun vardı ve getirdiği rüzgâr hem güçlüydü hem kararsız: Hızı saniyede on metreyi aşıyordu, yönü güneyden batıya, batıdan kuzeye, oradan yeniden güneye döndü.
Ayrı ayrı çıkan yangınlar böylece birbirine bağlandı.
Tokyo kırk altı saat yandı; son alevler 3 Eylül sabahı saat onda söndü. Yalnız Tokyo ilinde 176.505 konut kül oldu, bölge genelinde hasar gören konut sayısı 372.659'u buldu.
二Hifukushō Arsası: Güvenli Sanılan Boşluk
Yangında hayatta kalmanın kuralı basittir: Ateşin atlayamayacağı açık bir alana çık.
Sumida Nehri'nin doğusundaki Honjo semtinde tam olarak böyle bir alan vardı: Ordunun giyim deposundan boşalan arsa. Depo 1922'de Akabane'ye taşınınca Tokyo şehri araziyi satın almış, üzerine park yapmaya başlamıştı. Yaklaşık yetmiş bin metrekarelik düz bir açıklıktı.
Deprem olur olmaz mahalleli oraya akın etti. Yorgan, sandık, çekmece; ne taşıyabildilerse yanlarına aldılar. Arsa doldu, eşyalar yığıldı. Sığınanların sayısı kırk bine yaklaştı.
Öğleden sonra üç buçukta Honjo'nun tamamı alevler altındaydı. Ateş arsaya dörde doğru ulaştı.
Kaynaklar o anı ateş kasırgası diye tanımlıyor. Yangının kendi yarattığı hava akımı dönen bir sütuna dönüşüyor ve önüne çıkanı içine çekiyor. İnsanların sığınırken yanlarında getirdiği eşyalar yakıt oldu; kasırga insanları, el arabalarını ve kiremitleri havaya kaldırdı.
En şiddetli rüzgâr yirmi dakika kadar sürdü. Olayın hemen ardından Terada Torahiko ve Fujiwara Sakuhei gibi dönemin önde gelen bilim insanları nedenini araştırdı; mekanizma bugün bile tam açıklanabilmiş değil.
Tek bir noktada 38.000 kişi öldü. Çevrede ölüp buraya taşınanlarla birlikte bu alanda yaklaşık kırk bin ceset yakıldı.
Bugün o arsanın bir bölümü Yokoamichō Parkı. Ryōgoku istasyonundan birkaç dakikalık yürüme mesafesinde. İçinde mimar Itō Chūta'nın tasarladığı, 1 Eylül 1930'da açılan bir anma salonu var.
Salonda 163 bin kişinin külleri duruyor. Bunların 58 bini depremin ölüleri. Kalanı, savaş sırasındaki Tokyo hava saldırılarında can veren ve kimliği belirlenemeyen 105 bin kişi; külleri 1951'de buraya taşındı, salonun adı da o yıl Tokyo Anma Salonu oldu.
Budist geleneğinde ölünün ardından sayılan kırk dokuzuncu gün 19 Ekim 1923'e denk geldi. Tokyo'nun il ve şehir yönetimleri o gün burada ortak bir anma töreni düzenledi. Parkın tarihi o törenle başlıyor.
三Yangından Sonra Gelen İkinci Felaket
Şehir hâlâ yanarken bir söylenti dolaşmaya başladı.
Söylentiye göre Japonya'da yaşayan Koreliler kuyulara zehir atıyor, kundakçılık yapıyor, örgütlü saldırı hazırlıyordu. Hiçbirinin dayanağı yoktu. Ama telefon hatları kopmuş, gazete baskıları durmuş, tren seferleri kesilmişti. Kimse hiçbir şeyi doğrulayamıyordu.
Kayıtlara göre söylentiyi yalnız sokak yaymadı. 3 Eylül sabahı, İçişleri Bakanlığı polis dairesi başkanı Gotō Fumio'nun adıyla valiliklere bir genelge geçildi: Koreliler depremden yararlanıp çeşitli yerleri ateşe veriyor, Tokyo'da bomba taşıyıp gazyağıyla kundaklıyorlardı. Metin Funabashi'deki donanma telsiz istasyonundan gönderilmişti.
Hükümetin merkezî afet yönetimi konseyi için hazırlanan uzman raporu bu genelgenin çeşitli yerlerde karışıklığı körüklediğini yazıyor. Aynı rapor, polisin 2 Eylül'de söylentinin doğru olup olmadığını henüz kestiremediğini de kaydediyor.
2 Eylül'de sıkıyönetim ilan edildi.
Mahallelerde kurulan silahlı milisler, yani jikeidan, yolları kesmeye başladı. 16 Eylül'de Tokyo polisinin sayımında yalnız Tokyo ilinde 1.145 grup vardı: Şehirde 562, taşrada 583.
Geçenlere kimlik sorulmadı. Telaffuz soruldu.
Tanıklıklarda tekrar tekrar geçen bir cümle var: 十五円五十銭. Okunuşu jūgo-en gojissen, anlamı on beş yen elli sen.
Cümlenin seçilme nedeni içine sıkıştırılmış ötümlü seslerdi. Japoncada ötümlü ve ötümsüz sesler anlam ayırt eder: か ile が, し ile じ ayrı seslerdir.
Korecede böyle bir karşıtlık yok. Oradaki sesler kelime başında ötümsüz çıkar, ötümlülüğü ancak iki ünlü arasında kazanır. Bu yüzden cümlenin başındaki じゅ, Korece konuşan birinin ağzında başka türlü duyuluyordu; Japonca kaynaklarda o telaffuz ちゅうこえんこっちゅせん diye yazılır.
Yol kesenler o cümleyi söyletti, kararlarını duydukları sese göre verdi.
Sınavı geçemeyenler yalnız Koreliler değildi. Okinawalılar, sağır Japonlar ve standart Tokyo Japoncası konuşmayan taşralılar da aynı barikatlarda durduruldu; Koreli sanılıp öldürülen Japonlar dönemin resmî kayıtlarına geçti.
3 Eylül'de Ōjima'da bir işçi topluluğu topluca öldürüldü. Kayıtlar hem sayıda hem kimlikte ayrışıyor: Ordunun tuttuğu listede öldürülenler yaklaşık iki yüz Koreli diye geçiyor, aynı kayda düşülen notta bunların Çinli olduğu yönünde bir görüş bulunduğu yazıyor. Dışişleri Bakanlığı belgelerinde rakam yaklaşık üç yüz Çinli işçi. Uzman raporu bunu depremde yaşanan, tek olay olarak en büyük öldürme vakası sayıyor.
Kaç kişinin öldürüldüğü bugün hâlâ tartışmalı.
İçişleri Bakanlığı 22 Ekim 1923 itibarıyla öldürülen Korelilerin sayısını yaklaşık 248 olarak biliyordu. Adalet Bakanlığı'nın yalnız dava açılan olayları sayan rakamı 233. Kore Genel Valiliği'nin Tokyo temsilcisi ise kendi ön soruşturmasına dayanarak yaklaşık 813 diyordu.
Siyaset bilimci Yoshino Sakuzō, Japonya'daki Korelilerin kurduğu yardım heyetinin sayımına dayanarak 2.613 sayısına ulaştı; yazısını yayımlamak istedi, izin çıkmadı. Aynı sayımın son raporu 28 Kasım 1923'te Şanghay'a, Kore geçici hükümetinin gazetesine gönderildi ve 5 Aralık'ta 6.661 rakamıyla yayımlandı.
Tarihçi Yamada Shōji bu toplamın içindeki iki kalemin dayanağının bugün gösterilemediğini yazıyor: Kanagawa'da cesedi bulunamayan 1.795 kişi ile sonradan eklenen 2.256 kişi. Uzman rapor ise sayıyı depremin toplam can kaybının yüzde biri ile yüzde birkaçı arasında gösteriyor, yani binle birkaç bin arasında.
Rakamların bu kadar geniş bir aralığa yayılması tesadüf değil. Devlet olayın bütününü hiçbir zaman soruşturmadı. Yargı, kovuşturmayı göze çarpan olaylarla sınırlamayı kararlaştırdı; 53 olayda 367 kişi hakkında dava açıldı. Ōjima için ise kabine, olayın tamamen gizlenmesinden başka yol olmadığına karar verdi.
Hükümet bugün de elinde olayı aydınlatacak kayıt bulunmadığını söylüyor. Oysa öldürmeleri kaydeden resmî belgeler var; 2023'te kamuoyuna açılan bir Kanagawa valiliği raporu, Kasım 1923'te İçişleri Bakanlığı'na bildirilen 57 olayı ve 145 Koreli kurbanı tek tek listeliyor.
Mart 2009'da hükümetin merkezî afet yönetimi konseyi için hazırlanan uzman raporu konuyu doğrudan ele almıştı. Ağustos 2023'te dönemin Kabine Başsekreteri o bölüm için şunu söyledi: Metni uzmanlar yazdı, hükümetin görüşünü yansıtmıyor.
Deprem bir yer hareketiydi. Ondan sonra olan şey bir insan kararıydı. Japonya yirminci yüzyıldan kalan kayıtlarla hesaplaşmayı hâlâ sürdürüyor; imparatorun sesinin halka ilk kez ulaştığı gün de aynı tartışmanın içinde duruyor.
四Enkazın İçinden Çıkan Kanun
Japonya'nın bu felaketten çıkardığı ilk ders mühendislikti.
Depreme dayanıklı tasarım fikri 1923'ten önce de vardı. Mühendis Sano Toshikata 1916'da yayımladığı çalışmasında, bir yapının kendi ağırlığının belli bir oranını yatay kuvvet olarak hesaba katmayı önerdi ve Tokyo için beklenen oranı 0,30 olarak verdi. Fikir akademideydi; kanunda değildi.
1924'te kanuna girdi. 1919 tarihli Şehir Yapıları Kanunu'nun yönetmeliğine yapılan değişiklikle yatay deprem katsayısının en az 0,10 olması şart koşuldu. Bir yapı bundan böyle kendi ağırlığının en az onda biri kadar yatay kuvvete dayanacak şekilde hesaplanacaktı.
0,10 sayısı gevşeklikten seçilmedi. Depremin Tokyo'nun aşağı mahallelerinde ürettiği yatay katsayı 0,30 dolayında tahmin ediliyordu; emniyet gerilmesi kırılma dayanımının üçte biri kadar alındığı için 0,10'a göre hesaplanan ve sünek kurulan bir yapının 0,30'a dayanacağı düşünüldü.
Bu kural o dönemde ülkenin tamamını değil, Tokyo ve Yokohama dahil altı büyük şehri kapsıyordu. Yine de dünyanın ilk yasal deprem tasarımı zorunluluklarından biriydi.
Sonrası bir zincire dönüştü. 1950'de Yapı Standartları Kanunu eskisinin yerini aldı ve kural ülke geneline yayıldı. 1978'de Miyagi açıklarındaki 7,4 büyüklüğündeki deprem yeni bir gözden geçirmeyi tetikledi; 1 Haziran 1981'de shin-taishin, yani yeni deprem standardı yürürlüğe girdi.
1981'in getirdiği asıl fark bir felsefe değişikliğiydi. Eski standart, yapının kendi ağırlığının beşte biri kadar yatay kuvvete, yani orta şiddetteki bir depreme neredeyse hasarsız dayanmasını esas alıyordu. Yenisi buna ikinci bir şart ekledi: Yapı, kendi ağırlığı kadar bir yatay kuvvete göre de hesaplanacak, şiddetli depremde hasar görse bile çökmeyecek, içindekiler dışarı çıkabilecekti.
Bu tarihin Japonya'da gündelik bir karşılığı var. Bir daireye bakarken ilanda 新耐震 (shin-taishin) ve 旧耐震 (kyū-taishin) ayrımını görürsün: Yapı ruhsatı 1 Haziran 1981'den sonra alınmışsa birincisi, öncesinde alınmışsa ikincisi.
1995 Kobe depreminden sonra yapılan hasar incelemeleri iki grup arasında belirgin bir fark buldu ve ayrım o günden beri emlak diline yerleşti. Japonya'da ev kiralamak başlı başına bir maraton, ama ilanın teknik satırlarında bu iki kelimeyi mutlaka görürsün.
五Neden 1 Eylül? Bir Ülkenin Alarm Zili
Japonya'da 1 Eylül'ün bir adı var: Bōsai no Hi, yani Afetten Korunma Günü.
Karar Haziran 1960'ta alındı ve doğrudan tetikleyicisi 1923 değildi. Bir yıl önce, 26 Eylül 1959'da Ise Körfezi'ni vuran tayfun beş binden fazla insanı öldürmüştü. Hükümet ülke çapında bir hazırlık gününe ihtiyaç olduğuna karar verdi.
Tarih olarak 1 Eylül seçildi, çünkü bu gün iki şeyi birden taşıyordu. Birincisi Kantō depreminin yıl dönümüydü. İkincisi, geleneksel takvimdeki nihyaku-tōka (二百十日), yani baharın başlangıcı sayılan risshun'dan itibaren 210. gündü.
Çiftçiler yüzyıllardır o günü tayfun günü olarak bilir. Takvime 1686'da gökbilimci Shibukawa Harumi'nin işlediği söylenir, ama bu atıf tartışmalı: Gün, 1634 tarihli belgelerde de geçiyor.
Bugün 1 Eylül'de ülke çapında tatbikat yapılıyor. Okullarda masa altına girme provası, belediyelerde tahliye tatbikatı, iş yerlerinde toplanma noktası kontrolü. Çocuklar bunu ilkokuldan itibaren yılda birkaç kez tekrarlar.
Hazırlık bir günle de sınırlı değil.
Tokyo Büyükşehir Belediyesi 1 Eylül 2015'te sarı siyah kapaklı bir el kitabını şehirdeki bütün hanelere dağıtmaya başladı. Adı Tokyo Bōsai. Yaklaşık 340 sayfa, 7,5 milyon nüsha. İçinde deprem anında ne yapılacağı, hazırlık çantasının içeriği, mahalle toplanma noktaları ve bir manga bölümü var.
六Yüz Üç Yıl Sonra
Japonya bir sonraki büyük depremi bekliyor ve bunu açıkça söylüyor.
Pasifik kıyısı boyunca uzanan Nankai Çukuru en çok konuşulan senaryo. Hükümetin deprem araştırma komitesi Ocak 2025'te otuz yıllık olasılığı yüzde 80 dolayında açıklamıştı.
26 Eylül 2025'te ise tek bir oran vermekten vazgeçti. İki farklı modelin sonucunu yan yana yayımladı: Biri yüzde 60 ile 90 ve üzeri, diğeri yüzde 20 ile 50. Komite ikisi arasında bilimsel bir üstünlük kuramadığını yazdı, hazırlık için yüksek olanın öne çıkarılmasını önerdi.
1923'ün bıraktığı mirasın iki yüzü var. Bir yanda kanun, mühendislik ve tatbikat kültürü duruyor: Bir felaketten gerçekten ders çıkarmanın nasıl bir şey olduğunu gösteren bir kayıt. Diğer yanda yolları kesen milisler ve bir cümlelik telaffuz sınavı duruyor: Bilginin kesildiği yerde söylentinin ne kadar hızlı öldürebildiğini gösteren bir kayıt.
İkisi de aynı güne ait. Japonya birincisini her yıl anıyor, ikincisini hâlâ tartışıyor.
Bu konunun kelimeleri Japonya'da yaşayan hemen herkesin ezberinde: 地震 (jishin) deprem, 津波 (tsunami) dev dalga, 避難所 (hinanjo) tahliye merkezi, 防災 (bōsai) afetten korunma. Aynı karakterler istasyon tabelalarında, belediye anonslarında ve telefonuna düşen acil durum uyarısında karşına çıkar.
Bu karakterlerin nasıl kurulduğunu bir kez görmek işi kolaylaştırıyor. 震しん karakterinin üstündeki yağmur radikalini tanıdıktan sonra onu her yerde ayırt edersin. 防ぼう karakteri ise 防止 ve 予防 gibi onlarca kelimede aynı anlamı taşır; parçalarına ayrılmış hâlini görünce ezber gereksizleşir. Kelimelerin cümle içinde nasıl birleştiğini de dilbilgisi konularından takip edebilirsin.
Japonya'nın tarihini okurken karşına çıkan kelimeleri okuyabilmek, o tarihi bir adım daha yakından görmeni sağlıyor. Kanji Nanji'ye ücretsiz kaydolup 災さい gibi karakterleri hikâyeleriyle öğrenmeye bugün başlayabilirsin.
Sık sorulan sorular
Büyük Kanto Depremi'nde kaç kişi öldü?
Bugün kabul gören hesaba göre 105.385 kişi öldü ya da kayboldu. Ölüm nedenleri tek tek kaydedilmediği için dağılım yapı hasarından hesaplanıyor: 91.781 kişi yangında, 11.086 kişi yapı çökmesinde can verdi. Ölümlerin yaklaşık yüzde 87'si ateşten.
Kanto Depremi'nden sonra Korelilere ne oldu?
Depremin ardından Korelilerin kuyulara zehir attığı ve kundakçılık yaptığı söylentisi yayıldı; dayanağı yoktu. Mahallelerde kurulan silahlı milisler yolları kesti ve çok sayıda Koreli öldürüldü. Kurban sayısı bugün hâlâ tartışmalı: Dönemin İçişleri Bakanlığı yaklaşık 248, Adalet Bakanlığı dava açılan olaylarda 233, Kore Genel Valiliği'nin Tokyo temsilcisi yaklaşık 813 kişi diyordu. Hükümetin afet yönetimi konseyi için 2009'da hazırlanan uzman raporu sayıyı depremin toplam can kaybının yüzde biri ile yüzde birkaçı arasında, yani binle birkaç bin arasında gösteriyor.
Japonya'da 1 Eylül neden Afetten Korunma Günü?
Bōsai no Hi (防災の日) Haziran 1960'ta kabul edildi. Doğrudan tetikleyicisi 1959'da Ise Körfezi'ni vuran ve beş binden fazla can alan tayfundu. Tarih olarak 1 Eylül seçildi, çünkü hem 1923 Kantō depreminin yıl dönümüydü hem de geleneksel takvimde tayfun günü sayılan nihyaku-tōka'ya denk geliyordu.
Japonya'da binalar depremde neden yıkılmıyor?
Japon binaları yıkılmaz değil; yıkılmaları çok zorlaştırıldı. 1924'te yatay deprem katsayısı zorunlu hâle geldi, 1950'de Yapı Standartları Kanunu çıktı, 1 Haziran 1981'de ise shin-taishin standardı yürürlüğe girdi. Bu tarihten sonra ruhsat almış yapıların, şiddetli bir depremde hasar görseler bile ayakta kalması şart. 1981 öncesi yapılar hâlâ ayrı bir risk grubu sayılıyor ve emlak ilanlarında ayrıca belirtiliyor.
Kanji Nanji'de kanji, kelime, dilbilgisi ve JLPT hazırlığı tek yerde, Türkçe. Mochi seninle 15 dakikada başlatıyor.
Ücretsiz başla →Kaan Demir, Sengoku savaşlarından Meiji modernleşmesine Japon tarihini ve Şinto efsanelerini yazıyor. Bir savaşı kim kazandı diye değil, o günkü kararın bugünün Japonya'sını nasıl kurduğu üzerinden okur.
[email protected]